Search

aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Başka Dilde Aşk

15 Eylül 2014 Pazartesi














Başka Dilde Aşk, 18 Aralık 2009'da vizyona giren Türk filmi. Saadet Işıl Aksoy, Mert Fırat ve Lale Mansur'un başrollerini oynadığı eserin yönetmenliğini İlksen Başarır yapmaktadır. 21. Ankara filim festivali Ödülleri'nde "En İyi Kadın oyuncu" ödülü'nü Saadet Işıl Aksoy almıştır. "En İyi Erkek oyuncu" ödülü'nü sağır ve dilsiz genç performansıyla Mert Fırat almıştır. Filmde konu olarak genç bir kızın, sağır - dilsiz bir gençle olan aşkı temel alınarak işlenirken, gündemde olan "çağrı merkezi" çalışanlarının sorunları dile getirilmiştir.


 Sağır ve dilsiz Onur, kürek arkadaşı Vedat'ın çağırdığı partiye gider ve orada Zeynep'le tanışması bütün hayatını değiştirir.Zeynep bir çağrı merkezinde çalışan, ailesinden ayrı yaşayan ve özel hayatında sorunlar yaşamış genç bir kadındır.Belki de konuşamadığı için kendisini kırmayacağını düşünerek kollarına atladığı Onurla aslında herkesten fazla çaba sarfederek bi ilişki yaşamaya çalışacaktır. Başka Dilde Aşk, hayatınızın filmi olmayacak belki ama konusuyla dikkat çekecek,içinizi ısıtacak, aşkın önünde 'engel' olmadığını gösterecek. İyi Seyirler 

IMDB Puanı:8.2

Yönetmen Adı:İlksen Başarır

Oyuncular:Saadet Işıl Aksoy,Mert Fırat,Emre Karayel,Lale Mansur,Timur Acar,Ayten Uncuoğlu,Metin Coşkun,Şebnem Köstem,Gizem Erdem,Mustafa Jasar,Murat Okay,Didem Balçın,Murat Okay,Tuğrul Tülek,Tuna Kırlı,Ulaş Torun,T. Şerif Onay,Yonca Ertürk,N. Bünhan Bengi ,

Tür:2006-2012, Genel, Romantik - Drama Filmler

Yapım Yılı:2009, Türkiye

İstanbul

14 Eylül 2014 Pazar

İstanbul’u Dinliyorum

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda
Sucuların hiç durmayan çıngırakları;
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor derken
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık;
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı,
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular,
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
Başında eski alemlerin sarhoşluğu,
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı
Dinmiş lodosların uğultusu içinde.
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan.
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde.
Alnın sıcak mı, değil mi bilmiyorum;
Dudakların ıslak mı değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul’u dinliyorum.


Orhan Veli Kanık

İstanbulu Dinliyorum Şiiri Anlamı ve Açıklaması

Orhan Veli’ nin ”İstanbul’u Dinliyorum” şiiri, anlam düzlemleri açısından farklılıklar, zenginlikler içeren ve çok çeşitli biçimlerde ”okuyabileceğimiz” bir şiir olduğu gibi, şairin edebiyat serüveninde farklı bir yerde durur.
Şiir ilk önce, 1. 6. 1947 tarihinde Varlık dergisinde yayımlanmış; sonra, Karşı (1949) kitabında yer almıştır.
Şiirde bir İstanbul özlemiyle karşılaşıyoruz. Şiirin ilk dizelerinde, şiiri söyleyenin (şair ile şiiri söyleyeni ayrı tutabiliriz pekâlâ; bkz. Gösterge Eleştirisi, Mehmet Rifat), İstanbul’dan uzak bir yerde, gözlerini kapatarak (İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı); şehrin sesini duyuşunu, dolayısıyla şehrin görüntüsünü ve anılarını zihninde canlandırışını izleriz.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Önce hafiften bir rüzgâr esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda,
Sucuların hiç durmıyan çıngırakları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

Ağların dalyanlardan yavaş yavaş çekilmesi; Kapalıçarşı’nın serinliği, Mahmutpaşa’nın hareketliliği ve renkliliği; doklardan gelen çekiç sesleri ve bahardaki ter kokuları, söyleyenin zihninde yer eden belli başlı anlar/görüntüler/izlerdir.
Loş kayıkhanelerin betimlenmesi ve lodos uğultusuyla İstanbul özlemi, okurun da zihninde oluşur böylece. Gözlerini kapamak/yummak ”anaekseni” yle, şiirin öznesinin İstanbul’a olan uzaklığı okurda iyice belirginleşir.
Ancak, şiiri söyleyen; yukarıda dediğimiz gibi, İstanbul’dan uzakta bir yerde gözlerini kapatarak İstanbul’u düşlediği gibi merkezin çok yakınlarında örneğin Boğaz’da (ya da adada) bir yerde gözlerini kapatıp da bu görüntüyü zihninde canlandırmış olabilir.
Bir üçüncü durum ise gerçekten uzak bir yerdeyken, ikinci durumda da söyleyebilir. Her üç durumdan birini seçmek bize (okura) kalmış.
Şiirin bu imgesel atmosferi zihnimizde anılara/özleme ilişkin bir görüntü oluştururken sonraki dizelerde şiirin içine bir ”öykücük” girer ve şiir anlatımcı bir tarza doğru yol alır:
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, lâf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
Yosmanın elinden düşen gül, onun masumiyeti olabilir. Dolayısıyla, ”düşmüş bir kadının” yaşamıdır da kırmızı gül aynı zamanda. Onun harcanmış yılları, gençliği vb. vb.

Bu yosma, şiiri söyleyenin sevgilisi de olabilir, nitekim son öbekte şiir bizi böyle bir izlenime sürükler.
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul’u dinliyorum.

Bu öbekte şiirin öznesinin sevgilisine seslendiği açık. Ancak sevgilisi, yukarıdaki yosma da olabilir bu özlem atmosferinde başka biri de.
Kuş, yosmanın elbisesinin eteklerindeki bir motif olarak karşımıza çıkıyor. Eteklerdeki çırpınan kuş motifi, yosmanın özgürlüğünü yitirişinin anlatımına kadar götürdüğü gibi; İstanbul’un eteklerinde/çevresindeki kırlık yerlerdeki kuşların yani doğanın kendisinin imgesel anlatımına da yol alabiliriz.
Şiiri söyleyenin (belki de şairin) konumu, varlıksal olarak durduğu yeri -ayın fıstıkların üstünden (Çamlıca’dan) yükseldiğini düşünürsek- Galata ve çevresi olarak belirtebiliriz. Bahar aylarıysa zaman, bu görüntüyü Çamlıca’nın tepesinde yakalayabiliriz. (Benzer şekilde adada da olabilir). Şiirin öznesi, aslında bu görüntüyü izleyebilecek her yerde olabilir.
Farklı biçimlerde ”okunabilen” bir şiirdir ”İstanbul’u Dinliyorum.” Zaten bir şiiri, bir edebiyat yapıtını, bir sanat yapıtını ”büyük” yapan, bizi farklı anlamlara sürükleyebilmesi; çevresinde (anlam katmanlarında) dans edebilmemizdir.

O...

13 Eylül 2014 Cumartesi

Allahım...
Aklıma mukayyet ol.
Bu güzellik, gülüş, bakış...
Kaplımamak elde değil.
Güzelliği;
Dilimin tutulmasına yeter.
Gülüşü;
Gözlerimin kör olması için
Yeteri kadar parlak.
Bakışı;
İşte bu anlam karşısında
Aklıma mukayyet olmam çok zor

NOT :
Seni çok seven biri var,
Sesine,
    Gülüşüne,
            Kokuna ...
Seni sen yapan herşeye;
Daima vurgun biri var.
Üzülse de, kırılsa da, küsse de,

Seni daima çok seven biri.

O Kimdir?

Mutluluk nedir diye sorar insan,
Kimisi ‘para’ der,
Kimisi ‘aşk’,
Kimisi de ‘dost’...

Hepsi anlamsızdır benim için.
Çünkü benim bir ‘anlamım’ vardır.
Benim mutluluğum da ‘O’ndan ibarettir sadece

Çünkü ;
‘O’ benim hazinemdir
‘O’ varken ben en zenginim

Çünkü;
‘O’ benim sevgimdir
Hem ‘Aşk’tır, hem ‘aşık’ hem ‘Aşık’ olunan
‘Aşk’ hep onunla çekimlenir dilde.

Çünkü;
O benim dostumdur
En iyi sırdaşım
En iyi günüm...